Pazartesi, Mart 17, 2008 - Çanakkale Zaferi |
Sehitlikle ilgili ayetler
“Allah yolunda oldurulenleri oluler sanmayin. Aksine onlar diri olup Rableri katinda riziklandirilmaktadirlar. Allah’in lutfundan kendilerine vermis olduklariyla sevinc icindedirler ve arkalarindan henuz onlara kavusmamis olanlari, kendilerine bir korku olmayacagi ve uzulmeyecekleri uzere mujdelerler.”
(Ali Imran, 3/169-170)
“... Suphesiz hicret edenlerin, yurtlarindan cikarilanlarin, benim yolumda kendilerine eziyet edilenlerin, carpisanlarin ve oldurulenlerin kotuluklerini ortecek ve kendilerini altindan irmaklar akan cennetlere sokacagim. Bu Allah katindan bir karsiliktir. Karsiligin en guzel olani Allah katindadir.”
(Ali Imran, 3/195)
“Allah yolunda oldurulenlere ‘oluler’ demeyin. Aksine onlar diridirler ancak siz fark edemiyorsunuz.”
(Bakara, 2/154)
“Allah, kendi yolunda carpisip olduren ve oldurulen mu’minlerden, karsiligi cennet olmak uzere, mallarini ve canlarini satin almistir. Bu O’nun uzerine, Tevrat, Incil ve Kur’an’da vadedilmis olan bir haktir. Allah’tan daha cok ahdine vefa gosterebilen kim vardir? Su halde yapmis oldugunuz bu alisverisinizden dolayi sevinin. Iste buyuk kurtulus budur.”
(Tevbe, 9/111)
Cocuklara Cihangir, Gazanfer, Muzaffer ismi!
Bir Fransiz entelektuel, Canakkale savasi sirasinda Trakya’da dolasmaktadir.
Ordusu, en zor zamaninda boylesine muthis bir direnis sergileyen bir milletin cephe gerisinde ne yaptigini, nasil yasadigini merak etmektedir.
Yolu bir kenar mahalleye duser.
Sokakta uc cocuk gorur, ustleri baslari perisandir.
Kiyafetleri cesitli cuvallardan uydurulmustur.
Nese icinde oynayan cocuklarla konusmak ister.
Ogrenir ki; babalari cephededir.
Tam o sirada kenardaki ha yikildi ha yikilacak sekilde duran bir kulubeden cilesi yuzune heybet olarak vurmus epeyce yasli bir kadin cikar.
Ve cocuklara dogru seslenir:
“Cihangir, Gazanfer, Muzaffer! Oglum, corba yaptim gelin icin!”
Fransiz aydini, o heybetli Anadolu ninesinin haykirdigi isimleri birer birer aklindan gecirir ve “En maglup zamaninda bile cocuklarina Cihangir (Cihani fetheden), Gazanfer (Kukremis arslan) ve Muzaffer (Zafer kazanan) ismi veren bir millet asla maglup olamaz!” der.
|
| • yok Yorum • hadi dusuncelerinizi yazin! • Bağlantı |
Pazartesi, Mart 17, 2008 - Cimri zengin koskunu nasil kaybetti? |
Uzun zamandir hasta bulunan kocasi nihayet son nefesini vermis, iki cocukla kendisini kiralik evde yapayalniz birakmisti.
Artik cocuklarin sadece bakimiyla degil, gecimiyle de kendisi ugrasacakti. Her sey neyse de kirasini odeyemedigi ev sahibinin israrla cikmasini istemesi onu fazla uzuyordu. Yapilan bunca baskiya daha fazla dayanamadi, nihayet iki cocugunun elinden tutup cami avlusundaki bir harabeye tasinmaya mecbur kaldi. Burada cami cemaatinin sadakalariyla durumu idare etmeye calisiyordu. Perisan halini goren cemaatten bazilarinin tavsiyesi uzerine iki cocugunu da yanina alarak dogruca mahallenin zengini olarak anlatilan adamin kapisini caldi. “Su masumlarla cami avlusundaki harabeye siginmak zorunda kaldim, sizin bana yardim edebileceginizi cemaat soyledi.” diyebildi. Zengin adam, dudaklarini buktu, omuzlarini silkti, en kucuk bir arastirma ve acima duygusu duymadan konustu :
- Senin gibi niceleri gelip kapimi caliyor. Ben herkese yardim edemem ki! Ustelik dogru mu soyluyorsun, egri mi onu da bilemem ki!? diyerek, ‘Baska kapiya bak!’ sozuyle kapiyi pat diye yuzune kapatti. Halbuki iyice umitlenerek gelmisti buraya. Bu defa ihtiyaclar zorlayinca mecbur kaldi yola cikip gelip gecenlere derdini anlatmaya. Kimisi dudak bukup gidiyor, kimisi de kucuk bir sadakayla gecistiriyordu. Son bir umitle yoldan gecmekte olan yasli bir adama da boynunu bukup durumunu dile getirdi. Adam dikkatle dinledikten sonra once birazcik dusundu sonra da :
- Cocuklarini da alarak gel benimle, dedi.
Adamin evinin avlusunda kapici dairesi bos duruyordu. Orayi gosterdi :
- Kimseciklere yuz suyu dokme. Bir caresini buluncaya kadar iste burada misafirimiz ol. Sana ve cocuklarina bakmaya gucumuz yeter. Senin gibi kahraman anneye sahip cikmak insanlik gorevimizdir, dedi.
Anne, gece-gunduz kildigi namazlarinda kendisine boyle bir yeri tahsis eden adama dua ediyor, Allah’in cennette koskler nasip etmesini diliyor, kucukler de minicik ellerini acarak amin diyorlardi ‘Cennette kosk nasip etmesi’ duasina. Ev sahibi adam ise durumu geriden habersizce takip ediyordu. Bir muddet sonra adam, hanimiyla birlikte gelip sedire oturarak surpriz aciklamasini soyle yapti :
- Hanimefendi, dedi, aslinda biz mecusi bir aileyiz. Musluman degiliz. Ama senin ibadetle, dua ile dimdik ayakta durman bizi etkiledi, sana bakarak Musluman olmaya karar verdik. Seni boyle ayakta tutan imanini anlat bize. Senin durustlugun, sabrin, ihlasin ailecek bize tesir etti. Ve mecusi aile, hanimin ornek hali ve duasiyla imanla sereflendiler. Iste bu sirada yuzune pat diye kapisini kapatan Musluman zengin bir ruya gordu. Mahser yeri kurulmus, gunes basta beyinleri kaynatircasina sicak salmakta, siginacak bir yer ararken karsida beyaz bir koskun bombos durdugunu gorerek koske dogru hizlanirken birileri soyle dedi :
- Iki cocuguyla kapina gelip halini anlatan yoksul kadincagiza kapini kapattigin anda bu koskun kapisi da sana kapandi, ona kapisini acan komsuna gitti kosk. Sen oraya giremezsin, don geriye!..
Bu ikaz kendisini dusunduren cimri zengin, sabahin ilk saatlerinde komsuya giderek yoksul kadini sordu :
- Ben senin gordugun beyaz kosku gormeden sahip ciktim yoksul kadina. Allah da bana o yoksulun duasi, minicik cocuklarinin da amin demesi hurmetine iman nasip etti. Hanimin evi burada, teklifini yap, kabul ederse gotur!..
Hemen yuzune kapi kapattigi hanimin kapisini calip davetini yapti.
Hanimin cevabi acik ve netti :
- Sen iki cocugumla benim yuzume kapini kapattigin anda Allah da sana verecegi koskun kapisini kapatti. Baska yoksul bul da kaybettigin koskunu onun duasiyla kazanmaya bak! Benim duam artik comert zenginedir!..
|
| • yok Yorum • hadi dusuncelerinizi yazin! • Bağlantı |
Pazartesi, Mart 17, 2008 - DÜNYA NEDİR? NE DEĞİLDİR? - 4 |
Sakın onu ayağa kaldırmayın!
Îsâ aleyhisselâm dünyanın ne olduğunu şöyle bildirdi:
"Dünyayı kendinize efendi edinirseniz, o da sizi kendisine köle eder." "Ey havârilerim, sizin için ben dünyayı sırt üstü yere vurdum. Sakın benden sonra onu ayağa kaldırmayın. Çünkü o habistir. Onu seven Allaha isyân eder. Âhıret ancak onu terk etmekle elde edilir."
Süleyman aleyhisselâm insan ve cinden meydana gelen ordusu ile, kuşlar da başı üzerinde gölge ederek giderken karşılaştığı bir âbid dedi ki:
- Ey Dâvûd aleyhisselâmın oğlu. Allahü teâlâ sana ne muazzam bir mülk vermiştir. Süleyman aleyhisselâm, cevaben:
- Mü'minin amel defterindeki bir tesbih bu mülkten daha iyidir. Bu mülk kalmaz. Fakat, o tesbih kalır, buyurdu.
Âdem aleyhisselâm Cennette yasak ağaçtan yedikten sonra, def'i hacet ihtiyacı hissetti. İhtiyacını giderecek yer bulamadı. Allahü teâlâ buyurdu ki:“Yâ Âdem burada def'i hacet yapılmaz. Onun yeri dünyadır.” Bu hadise dünyanın ne olduğunu göstermektedir.
Cebrâil aleyhisselâm, hazret-i Nûh'a sordu:
- Sen peygamberlerin en uzun ömürlüsüsün, dünyayı nasıl buldun?
- Birinden girip diğerinden çıktığım iki kapılı bir han gibi.
Lokman aleyhisselâm oğluna buyurdu ki:
"Oğlum, dünya derin bir deryâdır. Çok kimse burada boğulmuştur. Bu deryada boğulmadan kurtulmak için senin gemin îmân, yatağın takvâ yelkenin Allaha tevekkül olsun ki batmadan kurtulasın."
Peygamberimiz buyurdu ki:
“En büyük emeli dünyalık olduğu hâlde, sabaha çıkan kimse, Allah katında bir kıymet taşımaz. Aynı zamanda, Allahü teâlâ onun kalbini dört şeye mübtelâ eder. Eksilmiyen ardı arkası gelmiyen telâş, bitmek bilmiyen meşgâle, zenginliğine ulaşamadığı fakirlik, asla sonunu getiremediği boş kuruntulardır.”
“Ma'nevi kötülüklerden kurtulup, basîret sahibi olmak istiyen var mıdır? İyi biliniz ki, dünyaya heves edip uzun emeller peşinde koşanların, emelleri nisbetinde, Allahü teâlâ kalblerini kör eder. Ve basjretlerini bağlar. Uzun emeller peşinde koşmayıp, dünyadan yüz çevirenlere ise, Allahü teâlâ öğrenmeden ilim verir. Ve doğru yola hidâyet eder.”
|
| • yok Yorum • hadi dusuncelerinizi yazin! • Bağlantı |
Pazartesi, Mart 17, 2008 - DÜNYA NEDİR? NE DEĞİLDİR? - 3 |
Çocuklar gibi ağlar ve sevinirdik
Îsâ aleyhisselâm, havârileri ile bir köye uğradı. Köy halkının kimisini kapı önünde, kimsini sokak ortasında ölü buldular. Îsâ aleyhisselâm buyurdu ki:
- Bunlar Allahü teâlânın gazâbına uğramış kimselerdir. Havâriler:
- Bunların günahlarının ne olduğunu öğrenmek isteriz, dediler.
Bunun üzerine, Îsâ aleyhisselâm Allahü teâlâdan ölüm sebebini bildirmesini niyâz etti. Allahü teâlâ şöyle bildirdi:
- Gece olunca sen kendilerine sor! Cevabını alırsın.
Gece olunca Îsâ aleyhisselâm buyurdu ki:
- Ey köy halkı başınıza gelen nedir? İçlerinden birisi dedi ki:
- Ey Allahın peygamberi, dünya sevgisine dalmamız sebebiyle bu hâle geldik.
- Dünyayı nasıl sevdiniz?
- Bir annenin çocuğunu kaybettiği vakit, ağladığı, bulduğu vakit sevindiği gibi, biz de dünya malını kaybettiğimiz zaman ağlar, bulduğumuz zaman çok sevinirdik.
- Peki niçin hep sen konuşuyorsun, başkaları konuşmuyor?
- Ben onların yanında bulunuyordum. Onlardan değilim. Onlar şimdi çok feci bir şekilde azâb gördüklerinden cevap verecek hâlleri yoktur. Ben Cehennemin bir kenarında bekliyorum. Sonum ne olacak bilmiyorum. Îsâ aleyhisselâma,
- Bize Allahın sevgisini kazandıracak bir şey öğret dediklerinde;
- Dünyadan nefret edin, o zaman Allah sizi sever, buyurdu.
Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
“Âhıretin sonsuz olduğuna inanan kimsenin, bu dünyaya sarılması çok şaşılacak şeydir.”
“Dünya sizin için yaratıldı. Siz de âhıret için yaratıldınız. Âhırette ise, Cennetten ve Cehennemden başka yer yoktur.”
“Sizlerin fakir olacağınızı düşünmüyor, bunun için üzülmüyorum. Sizden önce gelmiş olanlara olduğu gibi, dünyanın elinize bol bol geçerek Allahü teâlâya âsi ve birbirinize düşman olmanızdan korkuyorum.”
“Dünyayı terk eyle ki, Allahü teâlâ seni sevsin. İnsanların malına göz dikme ki, herkes seni sevsin.”
“Dünya mü'minin zindanı ve kıtlık yıllarıdır. Dünyadan ayrılınca zindandan ve kıtlıktan kurtulmuş olur.” |
| • yok Yorum • hadi dusuncelerinizi yazin! • Bağlantı |
Pazartesi, Mart 17, 2008 - Incittiginiz insanin bedduasindan korkun! |
Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) Hazretleri redde ugramayacak uc duadan soz eder. Bu uc duayi da soyle siralar :
1- Ana babanin cocuklari hakkindaki dualari.
2- Misafirin ev sahibi hakkindaki duasi.
3- Mazlumun zalim hakkindaki duasi.
Iste bu uc duaya ehemmiyet vermeli, bu dualarin bedduaya donusmemesine dikkat etmelidir. Aksi halde redde ugramayan bu uc dua, eninde sonunda bir sebeple kabul olur. Hem de kitaplarin tarifine gore namludan cikan kursun gibi hedefini bulur, muhatabini vurur.
Ozellikle yapilan zulmun, haksizligin, kirici ve incitici baski ve dayatmalarin sonunda kirik gonulle mazlumun yaptigi bedduasindan korkulmalidir.
Cunku kirik gonullu mazlumun duasinin arsa kadar yukselip Rabb’imizin manevi huzuruna engelsiz ulastigi hadislerle de hatirlatilmistir.
Irsat kitaplari mazlumun kirik gonulle yaptigi beddualardan ornekler verir, ibret almamiz icin ikazlarda bulunur. Isterseniz boyle ibret alinacak bir kirik gonullu mazlum duasi gorelim.
Horasan’in meshur bir valisi, muhterem ve mubarek bir idarecidir. Ancak yonetime gecince ister istemez hatalar da yapar, zulum de isler. Nitekim bir gece mahallede rahatsizlik verip sIkâyetlere sebep olan bazi basibos kimseleri toparlayip valinin huzuruna cikarmak uzere onlerine katarak goturen bekciler, bir ara bir suclunun sokaklardan birine dalarak kactigini gorurler. Pesine dusen bekciler sokakta onlerinde yuruyen Heratli masum bir demirciyi, kacan sendin, diyerek yakalayip suclular arasinda valinin huzuruna cikarirlar. Geceleri halki rahatsiz eden bu suclulara olan kizginligi sebebiyle ayirim yapmadan, sorusturma geregi duymadan emir veren vali :
- Bunlarin hepsini de atin zindana. Akillari baslarina gelinceye kadar kalsinlar orada!. Geceleri halki rahatsiz edip de sIkâyetlere sebep olmak neymis anlasinlar, der.
Boylece aksam gec vakte kadar coluk cocuk rizki icin calismaktan yorularak evine donmekte olan Heratli demirci de suclular arasinda zindani boylamaktan kurtulamaz. Uzerine kapatilan zindan kapisinin arkasindan kirik gonulle yaptigi bedduasi ise sundan ibaret olur :
- Rabb’im, der. Beni evimde uyutmayanlari sen de evlerinde uyutma. Sabahlara kadar onlar da uyuyamasinlar yataklarinda!.
O siralarda evinde yatagina uzanan vali ise, daha gozlerine uyku girer girmez muthis bir sarsinti ile uyanir. Hemen firlar yatagindan, bakar ki deprem filan yok. Sukurler olsun ruyaymis, diyerek tekrar uzanir yatagina. Ne var ki yine gozunu kapar kapamaz ayni sarsinti baslar. Yine firlayip saga sola bakar.. Derken sabahlara kadar mazlum demirci zindanda nasil uyumazsa zalim vali de evindeki yumusak yataginda oyle uyuyamaz...
Insafli vali, sabah olunca, “Bunda bir hikmet olabilir, birine bir zulum mu yaptim acaba?!”, diyerek hapishane mudurunu cagirtip sorar.
- Bu gece sabaha kadar uyuyamadim. Bir mazlumun bedduasini mi aldim acaba, der. Mudur Bey kendisinin de isittigi bir mahpusun duasini anlatir.
- Rabbim beni evimde uyutmayanlari sen de evlerinde yumusak yataklarinda uyutma, diye dua eden bir demirci vardi hapishanede..
- Hemen o demirciyi getirin buraya, der. Vali, huzuruna getirttigi demircinin sucsuzlugunu ogrenince ozur dileyerek serbest birakirken tembihini de soyle yapar :
- Basina boyle bir is gelirse hemen beni ara!.
Demirci cevabini beklemeden verir :
- Seni neden arayayim? Bana zulmeden sen degil misin? Ben seni degil, beni senin zulmunden kurtarani arar, muracaatimi yine O’na yaparim. Zira O (celle celaluhu), senin evini sabahlara kadar basina yikacak halde sallamasaydi sen yine beni aramayacak, zulmunu surdurmekten geri kalmayacaktin.
Mazlum demirci cikip giderken, insafli valinin gozyaslarini tutamadigi gorulur.
(Sunu da belirtmek gerekir ki, beddua etmek dinimizde tavsiye edilen bir yol degildir. Yine de ah alacak davranis ve tutumlardan ozenle sakinmamiz gerekir.) |
| • yok Yorum • hadi dusuncelerinizi yazin! • Bağlantı |
Pazartesi, Mart 17, 2008 - DÜNYA NEDİR? NE DEĞİLDİR? - 5 |
Kötülük için şu üç şey onlara yeter!
Peygamberimiz Muhammed aleyhisselâm Peygamber olarak gönderildiği zaman şeytanlar iblisin başında toplanarak, üzüntülerini bildirdiler. Bunun üzerine İblis onlara sordu:
- Bunlar dünyayı severler mi?
- Evet, dünyayı severler.
- Öyleyse üzülecek birşey yok. Onlara birçok haksız kazanç, sağlatırım. Lüzümsuz masraf yaptırırım. Ve lüzumlu yere para harcatmam. Zaten her kötülük bu üç şeyden meydana gelir.
Birgün Mûsâ aleyhisselam yolda giderken, ağlıyan bir kimse gördü. Dönüşte, aynı kişinin yine ağladığını görünce:
- Yâ Rabb! Bu kimse senin korkundan durmadan ağlıyor, senden af diliyor, dedi.
Allahü teâlâ buyurdu ki:
- Yâ Mûsâ! Onun göz yaşları ile beyni de aksa yine affetmem. Çünkü onun kalbinde dünya sevgisi var.
Hazret-i Ali'ye dünyayı sorduklarında, buyurdu ki:
- Dünya helâline hesap, haramına azâb olan bir yerdir.
Hadis-i şeriflerde de şöyle buyuruldu:
“Allahü teâlâ dünyadan daha kıymetsiz bir şey yaratmamış ve onu yarattığından beri, bir kerre olsun ona nazar etmemiştir.”
“Aklı olmıyan dünyalık toplar, ilmi olmıyan dünyalık için düşmanlık eder.”
“Dünyayı anmak ve düşünmekle kalblerinizi meşgûl etmeyiniz.”
“Dünya ile aranızda bir munâsebet yok. Zîrâ ben dünyada yüz günü yola çıkan bir yolcu gibiyim. Yolcu, yolda bulduğu bir ağacın gölgesinde bir miktar istirahat ettikten sonra gölgeyi terk ederek yoluna devam ettiği gibi ben de yoluma devam edeceğim.”
“Dünya peşinde koşan, suda yürüyen insan gibidir. Bunun ayaklarının ıslanmaması mümkün müdür?”
“Ey insanlar! Günler geçiyor. Ömürler tükeniyor. Bedenler eskiyip çürüyor. Gece ile gündüz, hayvanların koşuştukları gibi koşuşuyor, uzakları yaklaştırıyorlar, yenileri eskitiyorlar. Ey Allahın kulları şu sözlerimde yasak arzûlardan uzaklaştıracak ve ebedî olan sâlih amelleri teşvik edecek şeyler çoktur.” |
| • yok Yorum • hadi dusuncelerinizi yazin! • Bağlantı |
Pazartesi, Mart 17, 2008 - Yuze surulen kefen ve terk edilen kerpic |
Eskiyalar esyalarla yeni bir yola revan olmadan once delikanli soyulan kafileden kopup peslerinden kosmaya basladi yol kesenlerin. Herkes canini kurtardigina sevinirken o malinin arkasindan feryat ediyor, nefes nefese yetismeye calisiyordu haydutlara.
“Defterlerim!” diyordu. “Onlar sizin isinize yaramaz! Ne olur geri verin onlari!” Reis, bir el isaretiyle durdurdu adamlarini ve bu acemi gence gulumseyerek kulak verdi: “Diger esyalarim sizde kalsin. Sadece defterlerimi istiyorum! Uc yildir sirf bu notlari tutabilmek icin memleketimden uzak kaldim. Bu bilgileri edinebilmek icin diz cokup dirsek curuttum. Her sayfasinda goz nuru var onlarin!” Bu sozler uzerine haydutlarin basi gulumsemesine bir adim daha attirip gulmeye basladi. “Sen nasil olur da ilim tahsil ettigini soylersin. Baksana defterlerin ve notlarin elinden alininca ilimsiz, irfansiz kaliveriyorsun!” dedikten sonra adamlarina kitap ve defterlerin geri verilmesini emretti. Genc Gazali sevincle notlarina kavusurken, huzunle ayrildi oradan. Eskiyanin dudaklarindan cikan bu iki cumle makasin iki kanadi gibi zihninde surekli isliyor, kendini savunmak icin attigi butun dugumleri bir cirpida kesip atiyordu. Adam hakliydi. Memleketi Tus’a doner donmez ilk isi kagitta olanlari kalbine naksetmek olmaliydi. Genc Gazali soyleyene degil soyletene bakti ve uc yilda yazdiklarini uc yilda temize cekti kalbinde.
Bin yil once ilim, sehirleri bir tesbih gibi ipe dizmeden ogrenilemezdi. Ilim sehirleri vardi ve talebeler alimlerin ders halkalarinda kendilerine bir yer acabilmek icin uzun yolculuklari goze alirlardi. Genc Gazali de Imam Gazali olana kadar sehirden sehire dahil oldu bu halkalara. Tus’tan yola cikip Curcan’a ve Nisabur’a gitti. el-Cuveyni’nin etrafindaki 400 yildizdan en parlagi oldu. Hocasi el-Cuveyni oldugunde Nisabur’un butun dukkanlari kapanmis, 400 talebesi yas tutmuslardi. Gazali vefa borcu bitip Nisabur’dan ayrilirken, 28 yasinda adi dillerde dolasan bir alimdi. Sohretten ve sultanlardan kactikca sohret ve sultanlar onun pesinden kosuyordu. Devir Tugrul Bey’in, Alparslan’in ve Meliksah’in devriydi. Buyuk Selcuklu Devleti’nin dâhî veziri Nizamu’l-Mulk Gazali’yi bulmakta gecikmiyor ve ondan Bagdat’taki Nizamiye Medresesi’nin basina gecmesini istiyordu.. Zira Islam dunyasinin derlenip toparlanmaya ihtiyaci vardi ve bunun yolu da ilimden geciyordu. O siralar Hassan Sabbah fedailerinin akillarini afyonla uyustururken, mutezile akilla uyusturuyordu talebelerini. Batinilik almis yurumus, hacli seferleri baslamisti. Kisacasi Islam’in Kaniti’na yani bir Huccet’ul-Islam’a ihtiyac vardi.
Imam Gazali, Yunan felsefesini elestirecek kadar iyi biliyordu Rumcayi, tip ilmine tabiplerden daha fazla vâkifti, Avrupali filozoflar dunyanin tepsi gibi duz oldugunu soylerken o 300 ogrencisine dunyanin yuvarlak oldugunu anlatti. Ta ki bir gun sufi mesrep kardesi Ahmed el-Gazali kalabalik bir meclisin icinde, “Baskalarini dogru yola cagiriyor, ama kendin dogru yola gelmiyorsun. Ey yumusamayan kati tas! Sen daha ne zamana kadar demiri bileyeceksin de kendin keskin olmayacaksin!” diyene kadar. Ve Imam Gazali her seyi birakip yola cikti. 11 yil surecek inziva hayati boyunca Sam’da, Hicaz’da, Kudus’te derinlesti. Umeyye Camisi’nin genis minaresinde iki sene boyunca itikafa cekildi. Sadece namaz vakitlerinde cemaate karisiyor, sonra kimseyle konusmadan ilim, tefekkur ve zuhd mekanina geri donuyordu. Aksamlari el ayak cekildikten sonra minareden iniyor ve gururunu kirmak icin sadirvan ve abdesthaneleri temizliyordu.
Uc seyi yapmamaya yemin etti: Munazara, sultanlara yakinlik ve onlardan para kabul etmemek. Hakiki sevginin uc sekilde belli olacagini soyledi : Seven sevdiginin sozunu baskalarinin sozune, sevdiginin sohbetini baskalarinin sohbetine, sevdigini memnun etmeyi baskalarini memnun etmeye tercih eder. “Ey cocuk!” diyordu. “Ne kadar yasarsan yasa sonunda olum var! Ne kadar seversen sev, ayrilik seni bekler!”
Bir sabah namazdan sonra kefen istedi Imam Gazali. Kefen gelince yuzune gozune surdu ve “Ey Rabb’im! Malik’im! Emrin basim gozum uzere!” diyerek odasina cekildi. Uzun sure disari cikmayinca talebeleri iceri girdiler. Imam Gazali’yi kendini kefenlemis, sag yanina yatmis, yuzunu kibleye dondurmus, ruhunu teslim etmis bir halde buldular. Geride binden fazla talebe, dort yuzu askin eser birakan Gazali’nin bir de mektubu vardi ki orada Sultan Sencer’e soyle diyordu : “Dunya padisahligi, nihayet butun dunyaya hakim olmaktan ibarettir. Insan omru ise en cok yuz sene kadardir. Cenab-i Hakk’in ahirette bir insana ihsan edecegi seylerin yaninda, butun yeryuzu bir kerpic gibi kalir!” |
| • yok Yorum • hadi dusuncelerinizi yazin! • Bağlantı |
Pazar, Ocak 20, 2008 - Aşûre günü ve gecesi |
Sual: Aşûre günü, aşûre yapıp dağıtmakta bir mahzur var mıdır? Aşûrenin önemi nedir?
CEVAP
Muharrem ayının onuncu gecesi, Aşûre gecesidir. Ertesi gündeAşûre günüdür. Muharrem ayı, Kur’ân-ı kerîmde, kıymet verilen dört aydan biridir. Bu ayın en kıymetli gecesi de Aşûre gecesidir. Allahü teâlâ, birçok duâları Aşûre günü kabûl buyurmuştur.
Aşûre günü yapılacak işler:
1- Aşûre günü oruç tutmak sünnettir. Hadîs-i şerîflerde buyuruldu ki:
(Aşûre günü oruç tutanın, bir yıllık günâhları affolur.) [Taberânî]
(Aşûrenin fazîletinden faydalanın! Bu mübârek günde oruç tutan, melâike, enbiyâ, şühedâ ve sulehânın ibâdetleri kadar sevâba kavuşur.) [Şir’a]
[Yalnız Aşûre günü oruç tutmak mekrûhtur. Dokuzuncu ile onuncu günü veya onuncu ile onbirinci günü tutmalıdır!]
Peygamber efendimiz birgün öğleye doğru buyurur ki:
(Herkese duyurun! Kim bugün birşey yemişse, akşama kadar yemesin, oruçlu gibi dursun! Birşey yemiyen de oruç tutsun! Çünkü bugün Aşûre günüdür.) [Buhârî]
Peygamber efendimiz, bugün mübârek tükrüğü ile bir hurmayı ıslatıp çocukların ağzına verir, çiğnetirdi. Çocuklar, Resûlullahın mu’cizesi olarak akşama kadar birşey yiyip içmezlerdi. Bugün bazı hayvanların bile bir şey yemediği bildirilmiştir. Bir avcı, Aşûre günü, bir geyik yakaladı. Geyik, yavrularını emzirip akşamdan sonra dönmek üzere, avcının izin vermesi için, Resûlullah efendimizden, şefâ’at istedi. Avcı, geyiğin akşama kalmadan hemen gelmesini isteyince, geyik, (Bugün Aşûre günüdür. Bugünün hürmetine yavrularımızı emzirmeyiz. Onun için akşamdan sonra gelmek için izin istedim) dedi. Bunu duyan avcı, geyiği Resûlullah efendimize hediye etti. O da, geyiği serbest bıraktı. (Şir’a)
2- Sıla-i rahm yapmalıdır! Yanî akrabâyı ziyâret edip, hediye ile veya çeşitli yardım ile gönüllerini almalıdır! Hadîs-i şerîfte buyuruldu ki:
(Sıla-i rahmi terkeden, Aşûre günü akrabâsını ziyâret ederse, Yahyâ ve Îsâ’nın sevâbı kadar ecre kavuşur.) [Şir’a]
3- İlim meclisinde bulunmalıdır! Hadîs-i şerîfte buyuruldu ki: (Aşûre günü, ilim meclisinde veya Allahın anıldığı bir yerde, bir müddet oturan, Cennete girer.) [Şir’a]
4- Sadaka vermek sünnettir, ibâdettir. Hadîs-i şerîfte buyuruldu ki:
(Aşûre günü, zerre kadar sadaka veren kimse, Uhud dağı kadar sevâba kavuşur.) [Şir’a]
Aşûre gününe mahsûs aşûre pişirmeyi ibâdet sanmak bid’attir, günâhtır. İbâdet sanmadan aşûre veya başka tatlı yapmak günâh olmaz, sevâb olur. Tedâvi niyetiyle her zaman sürme çeken, bugün de sürmelenebilir. Ancak sürmeyi yalnız bugüne mahsûs sanmamalıdır! Böyle sanmadan sürmelenmek iyi olur. Hadîs-i şerîfte buyuruldu ki: (Aşûre günü ismidle sürmelenen, aslâ göz ağrısı görmez.) [Hâkim]
5- Çok selâm vermeye çalışmalıdır. Hadîs-i şerîfte buyuruldu ki: (Aşûre günü, on müslümana selâm veren, bütün müslümanlara selâm vermiş gibi ecre kavuşur.) [Şir’a]
6- Çoluk çocuğunu sevindirmelidir! Hadîs-i şerîfte buyuruldu ki: (Aşûre günü, âile efrâdının nafakasını geniş tutanın, bütün sene nafakası geniş olur.) [Beyhekî]
7- Gusletmelidir! Hadîs-i şerîfte buyuruldu ki: (Aşûre günü gusleden, günâhlardan temizlenir. İki defa gusledenin gözü ağrımaz.) [Şir’a]
[Bu sevâblar, namaz kılan ve harâmlardan kaçan mü’min içindir. Bunlara riâyet etmiyen kimse, Aşûre günü, bir değil, defalarca gusletse, günâhları affolmaz.]
Hz. Hüseyin, 10 muharremde şehîd edildi. O yüce imâmın şehîd edilmesi, elbette bütün müslümanlar için büyük musîbet ve üzüntüdür. Hz. Ömer, Hz. Osman, Hz. Ali ve Hz. Hamza’nın şehîd edilmeleri de, böyle büyük musîbet ve üzüntüdür. Fakat, Peygamberimiz, Hz. Hamza’nın şehîd edildiği günün yıldönümlerinde mâtem [yas] tutmadı. Mâtem tutmayı da emretmedi. Mâtem yasak olmasaydı, herkesten önce Peygamber efendimizin ölümü için mâtem tutulurdu. Hadîs-i şerîflerde buyuruldu ki:
(Mâtem tutan, ölmeden tevbe etmezse, kıyâmette şiddetli azâb görür.) [Müslim]
(İki şey vardır ki, insanı küfre sürükler. Birincisi, birinin soyuna sövmek, ikincisi, ölü için mâtem tutmaktır.) [Müslim] |
| • yok Yorum • hadi dusuncelerinizi yazin! • Bağlantı |
Pazar, Ocak 20, 2008 - Asure Günü Duası ve Aşure Günü Üzerine |
Bismillahirrahmanirrahim.
Allahım, Sen, Ebedî’sin, Kadîm’sin, Evvel’sin. Sonsuz keremin ve fazlın hürmetine, önümüzdeki yeni yıl içinde bizi, şeytandan, onun avenelerinden ve dostlarından korumanı isterim. Sürekli kötülüğü emreden, fenalık isteyen nefsime karşı yine Sen’den yardım dilerim. Beni Sana yaklaştıracak amellerle benim her türlü derdime deva bahşetmeni ümid ederim. Ey Celal ve İkram Sahibi, Ey Merhametlilerin en Merhametlisi, rahmetini beklerim!
Aşure Günü Üzerine
Yazar www.hikmet.net
26.Oca.2007
Aşûre günü, kamerî ayların birincisi olan Muharrem ayının 10. günüdür. Bugünle alakalı üzerinde durulan iki önemli husus vardır: 1. Hazreti Musa ve Yahudilerin Firavun’un zulmünden bugün kurtulması. 2. Hazreti Nuh aleyhisselam’ın gemisinin Cudi dağının başına oturması ve o günden bu yana bütün sami dinlerinde oruç tutulması.
Hatta müşriklerin de Hazreti İbrahim’den bu yana bu orucu tuttuğu, dolayısıyla peygamberimizin de bu oruca iştirak ettiği, bir ara bıraksa da Medine’ye geldiğinde tekrar tutmaya başladığı rivayet edilir. Arapların bugün yaptığı işlerden biri de Kabe’nin örtüsünün değiştirilmesidir
Aşûre gününün orucu hakkında İbni Abbas (r.a.) bize şu malumatı aktarır: “Rasulullah aleyhissalatu vesselâm Medine'ye hicret ettiğinde Yahudilerin Aşure gününde oruç tuttuklarını gördü ve: “Bu oruç nedir?” diye sordu. Kendisine şöyle cevap verildi: “Bu gün iyi bir gündür. Allah Teâlâ bu günde Musa (a.s.) ile İsrailoğullarını düşmandan kurtarmıştır. Bu sebeple Musa (a.s.) bu günde oruç tutmuştur.” Peygamber Efendimiz de aleyhissalatu vesselâm: “Ben Musa'ya sizden daha yakınım” buyurdu ve bu günde oruç tutulmasını emretti.”
Bu durum Ramazan orucu farz kılınıncaya kadar devam etti. Daha sonra ise Rasulü Ekrem aleyhissalatu vesselâm Aşure orucu mevzuunda insanları muhayyer (serbest) bıraktı. Şu hadis-i şerif bu muhayyerliği ifade eder: “Bu gün Aşure günüdür. Bu günde oruç tutmak sizlere farz olmamıştır. Dileyen oruç tutsun, dileyen tutmasın.”
Evet, aşure günü oruç tutmak ve o gün Hazreti Musa aleyhisselam ve ümmeti, firavunun zulmünden kurtulduğu için oruç tutarak Allah’a şükretmek, Peygamberimiz tarafından tavsiye edilen nafile ibadetlerdendir. Şu kadar var ki, sadece aşure gününü oruçlu geçirmek mekruh görülmüş, önceki veya sonraki günle beraber tutulması tavsiye edilmiştir. Efendimiz şöyle buyurmuşlardır: "Aşure orucunu tutun; ancak bir gün önce ve bir gün de sonra tutarak Yahudilere muhalefet edin." Burada, her ne kadar Yahudilerin tutmuş olduğu bir oruç devam ettirilse de, bize ait bir renkle bir üslupla devam ettirilmesi gayreti görülmektedir Efendimizde. İbni Abidin, bizden önceki ümmetlere ait hükümlerden bizim için de geçerli olanlara örnek verirken kısasla beraber, aşure orucunu da zikreder. Bu oruç kitaplarımızda bazen sünnet, bazen müstehap bazen de nafile olarak zikredilir. Her üçü de doğru olmakla beraber aşure orucu, sünnetin nafile kısmındandır. Sahabe efendilerimiz, aşure orucuna çok ehemmiyet verirler, çocuklarına da tuttururlardı. Hatta çocukları acıktığında onları oyuncaklarla oyalamaya çalışırlardı.
Bugün yapılabilecek diğer ameller
Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem, İbn-i Mesud’dan rivayet edilen bir hadislerinde şöyle buyururlar: "Kim ailesine Aşure günü geniş (cömert) davranırsa Allah da ona senenin geri kalan günlerinde lütuf ve ihsanlarını yağdırır
Sahabe’den Cabir (r.a.) diyor ki: “Ben bunu kırk yıl denedim, hiç aksamadı.” Tabiînin büyüklerinden Süfyan Sevrî de der ki: "Biz bunu denedik ve öyle olduğunu gördük." Bu konuda pek çok hadis rivayeti mevcuttur. Bazıları zayıf olsa da sahih olanları da vardır ve İbn-i Abidin, çok yoldan rivayet edilmesinden dolayı, bunların hepsinin “hasen hadis” derecesine çıktığını söyler.
Ayrıca Peygamber Efendimiz aleyhi ekmelüt tehayâ, aşure günü göze sürme çekmeyi tavsiye buyurmuş ve faydasını da şu şekilde beyan etmiştir: “Kim aşure günü sürme sürünürse, ebediyyen göz ağrısı çekmez.” Bazı fıkıh kitaplarımız, bu mevzunun Peygamberimiz tarafından teşvik olarak beyan edildiğini belirtmişlerdir.
Bugünde pişirilen aşure tatlısı tahminimizce, Peygamberimizin bugün “aileye karşı cömertçe davranmamızı” teşvik etmesini yorumlayan geçmiş büyüklerimizin, atalarımızın bir uygulamasıdır ve güzeldir de. Aşure tatlısı, Osmanlılar döneminde sarayda da pişirilirdi. Helvacıların nezaretindeki aşçılar ve kiler ağaları tarafından hazırlanan aşure, muharremin onundan itibaren "aşure testisi" adı verilen özel kaplarla saray dairelerine ve halka birkaç gün süreyle dağıtılırdı. Anadolu'da zengin aileler ve esnaf teşkilatları tarafından pişirilen aşure, sebilciler, duagûlar ve halkın iştirak ettiği merasimlerle dağıtılır, bazı bölgelerde aşure dağıtımından sonra kurban kesilirdi.
Evet, bizde de bu vesileyle, aile içinde bir bayram havası tüter, çocuklar kendilerine değer verilmesinin hazzını duyar, güzel duygularla dolu bir gün geçirilir. Belki de gelecekte yaşanacak güzellikler için bugün bir başlangıç olur. Bugün akraba ve komşulara ikramda bulunulur, böylece hal hatır sormak için güzel bir vesile elde edilmiş olunur. Bu zamana kadar yaşanan tecrübelerden hareketle söyleyecek olursak, aşure tatlısı akrabaların kaynaşmasına, uzak yakın komşuların birbirlerini hatırlamasına, güzel tanışmalara ve yumuşamalara vesile olmuştur. Hatta, yurt dışında yaşayan gönül erleri, aşure aşı vesilesiyle pek çok gönle girmesini bilmişlerdir.
Bugünün duası
Bir kere daha aşure gününün, milletçe ve insanlık olarak güzel günlerin yaşanmasına vesile olması dileğiyle, makalemizi Kulubu’d Daria’da geçen aşure duasıyla bitirelim. Gümüşhanevi hazretleri’nin derlemiş olduğu Mecmuatü’l Ahzab’ta, İbni Arabi cildinin 600. sayfasında, bu eserin muhtasarı olan Kulubu’d- Daria’nın da 737. sayfasında geçen duanın meali şöyledir:
Bismillahirrahmanirrahim. Allahım, Sen, Ebedî’sin, Kadîm’sin, Evvel’sin. Sonsuz keremin ve fazlın hürmetine, önümüzdeki yeni yıl içinde bizi, şeytandan, onun avenelerinden ve dostlarından korumanı isterim. Sürekli kötülüğü emreden, fenalık isteyen nefsime karşı yine Sen’den yardım dilerim. Beni Sana yaklaştıracak amellerle benim her türlü derdime deva bahşetmeni ümid ederim. Ey Celal ve İkram Sahibi, Ey Merhametlilerin en Merhametlisi, rahmetini beklerim! |
| • yok Yorum • hadi dusuncelerinizi yazin! • Bağlantı |
|
Hakkımda
siteme hoş geldiniz
Kategoriler
::::::birazda gulelimm:::::
Ücretsiz Online Ziyaretçi Sayacı
Arkadaşlarım
• kartopum • fatima • sacita • ahsennur • Özkan Özdemir • uzaklardan • sevdemelike • neslinursema • memurdostu • Gülay Tekin • dostlukrehberi • aysenhome • benimeserlerim • pastel • neslinursema1 • adasu • hüseyin yolcu • ferdagurel • fezawww • seraparda • yaspek • omerekincimicingirt • gulnihan • medreseizehra • sudeasya • stuff • islamhukuku • oya bulut • benpacella • sevda2005 • masalperisi21 • birlahza • sizinbloglariniz • mucizemm • pervinn • denize • damlalarr • bbblogum • cazibelibocek • knitting • fifynur • gullerinkalbi • gonuldunyasi • nura • genocide • pastell • beyzahobi • senembugulu • 2all • sufiderwish • mevlana1 • gullerinkalbi2 • mugeninoltasii • zehirliok • dansmelekleri • unutanlara • sedatreisvatansever • comical • gullerinkalbi3 • murat destebaşı • hamd • saclariniz • yancafe • remzisefer • enpopuler • tariksefer • digorlular • webmasterkaynaklari • siberdevlet • ellerimesaglik • farenjitnedir • teknikpcdersleri • kesintisizguckaynagi • dua888 • fiberoptikci
|